19 Kasım 2009 Perşembe

Hepimiz aynı şeyden şikayetçiyiz. Doladık dilimize bir sakız, "zaman yok" diyoruz, oh bahane hazır. Unutulan herşey için de bu cümleyi kullanmaya başladığımı farkettiğimden beri daha bir kızar oldum kendime.
.

.
Dün turşu günüymüş. Bizim hap çocuklar yuvada kışı karşılamak üzere turşu kuracaklarmış. Geçen hafta da şapka takmıştı hepsi birden. Neyse, kağıt göndermişler yuvadan, bir salatalık, iki havuç, biraz lahana, bir de boş kavanoz notuyla. Hoş, ben bilmem turşu nasıl kurulur, Defne'nin artık biliyor olması da enterasan tabi. Ve ben unuttum. Ben haricindeki herkesin bilgisi dahilinde oysa ki, annane, dede, hala hepsi biliyor. Bir ben hatırlamıyorum. Dün tüm arkadaşları kurmuş küçücük fıçıcık içi dolu turşucukları, bizimki seyretmiş. Bu konuda bir konuşma yapmayı denedim, reddetti. Öfkesinden mi, yoksa umurunda olmadığından mı bilemedim...
.
Nolur yani unutuverdiysen değil mi? Değil işte, başkalarına çocukların uzun süreli olmayan üzüntülerine dair telkin verdiğini sanan ben (aynı şey di mi İbek?) şimdi onun o turşu kuramamış mahsun halimi gözümün önüne getirdikçe sinir oluyorum kendime. Kafan nerde be kadın diye bolca sövüyorum. Sonra unutuyorum. Herşeyi unutuyorum. Herşeyi...
.
2 gündür evde laptop kablomu unutuyorum mesela. Sabah saati kurmayı unutuyorum. Gece kızı çişe uyandırmayı unutuyorum. Demir hapına başlamam lazım, dozu için doktoru aramayı unutuyorum. İsim ve numaraları ezelden beri tutamıyorum zaten aklımda. Şöyle bi makale okudum. Acaba bende de işe yarar mı merak ediyorum.
.
Herşeyi unutuyorum da, yemek yemeyi nasıl hiç unutmuyorum, hatta aklımdan hiç çıkmıyor hayret!!!
.
.
.
Ps: Çok karanlık dursa da yazılarım bugünlerde, aslında bu tepsideki kuş gibi pırpırım "bişey unutmadıkça" :)

17 Kasım 2009 Salı


Defne elbette benden önce geliyor eve. Ama bugün ofisten erken çıkıp seke seke gittim yuvaya, sürpriz yapacaktım güya. Yuvanın kapıya girene kadar normal bi anneydim. Girdikten sonraki krizlere tanık olduğumda ise delirmiş bir anne...
.
Dişlerimi sıkmaktan geberdim. Mesele ayakkabılarını kendi giyerken dilinin pabucun içinde kalması. Yahu bi pabuç dili bu kadar mı kriz yaratır? Tüm yuva erbabı bizi seyrederken, biz adeta kadife perdeli bir londra tiyatrosunda en beylik dramayı sergiliyorduk.
.
Bazen düşünüyorum da, dışarıdan benim o kriz anlarında donmuş hallerimi görenler ne tip kadın diyorlar mıdır? Zira, ezberledim çocuğumu, biliyorum artık. Kriz girdiği an çıkana kadar ne yapsak nafile.... Kurulan tüm cümleler nafile... Ona dokunmak, hatta dokunmaya çalışmak bile nafile... E pek tabi ki ikna da nafile... Ve "0 an" ben bir donyağı oluyorum adeta. Gözlerim kocaman, hareketsiz seyrediyorum Defne'nin üstün sahne performansını.
.
20 dakika kadar sürdü kendine gelmesi. Arabada yol boyunca en titrek sesiyle "ben çot üzgünüm" dedi. Sebebi benim onu üzmemmiş. Nası ya?
.
Eve girerken garaj kapısını neden kendisi kumandayla değil de, güvenlik iyilik yapıp açtı diye bi kriz daha. Eve kadar böğürdü. 8 basamak merdiveni çıkmamız 15 dakika sürdü.
.
Evde annanesi kurduğu evin üzerine oturdu diye yine böğürdü. Yarım saat kadar. Şaka değil, boncuk boncuk yarım saat. Hayır, ev hayali bir ev olmasa gam yemeyeceğim. Annane bizim göremediğimiz, halının üzerindeki ve sadece Defne'nin görebildiği eve oturdu diye girilen krizin boyutuna bak, aman aman... Kendi kafasında bir plan kuruyor mesela. Önce onu alacaksın, oradan fışırt diye geçeceksin, geçemedin mi? Bittin! Fışırt demedin mi? Gene bittin. Çünkü o plan fışırt diye geçen araba üzerine kurulu. Off, yazarken şiştim. Yaşarken o yüzden melleşiyorum belki de. Tüm bildiğim ezberler kayboldu. Böyle mel mel seyrediyorum kendisini. Bigün sakinler mi bilmiyorum. Ümit de etmiyorum artık. Off, çok kötü olmuş bu yazı. Hiç sevmiyorum bu bloga kötü şeyleri yazmayı. Neyse, yazdık bi kere, silsem yazık olur.
.
Velhasıl kelam, bi daha sürpriz yapıp onu yuvadan almak mı? Tövbe!
.

16 Kasım 2009 Pazartesi

Maşallaha 1 kala...








"Koskoca 40 yaşında adam" deriz di mi?
En azından ben der(d)im.
Halen de ağzımda kaçar üffff ön ekiyle beraber.
Kossssskoca diye de bastırırım hatta ki, bol "s"li söylenince daha iyi etki versin.
.
Bu haftasonu gözüme hiç de koskoca görünmeyen bi arkadaşın sürprizli 40 yaş doğumgününe katıldım.
Baktım baktım, hiçbi yerine oturtamadım 40 seneyi...
.
... ve bi daha bol "s" kullanmamaya karar verdim!

HD



.
Bugün Pazartesi...
Peksimet'te 5. yazım...
Her gün bu bloga şıkır şıkır yazıyorum da HD'da pazar gecesi 00:00'ı beklerken bi telaş bi telaş...
Gören de arabam balkabağına dönüşüyor zannedecek...

15 Kasım 2009 Pazar

Arabasız bir günün anatomisi


.
Vapur, eminönü, tramvay, sultanahmet...
Macun, selim usta, konak, türk kahvesi...
Arnavut kaldırımı, bi bira, biraz çerez, gülhane...
Turuncu, soğuk, tabamvay...
Eminönü, vapur, ev...
.



13 Kasım 2009 Cuma

.
Kendime not:
"5 saniye" bazen çok uzun bir süre olabilir Tuğba!

12 Kasım 2009 Perşembe

Ah bir de kokularını duysanız...

Photobucket
Photobucket
Photobucket

11 Kasım 2009 Çarşamba

Kipitap

Bizim her akşam bi ritüelimiz var. İçlerinden bir tanesini atlarsak muhakkak diğerlerinin de sekteye uğradığı:
Birlikte süt hazırlanır. Her süt hazırlanırken Defne aynı cümleleri kurar. Ama istisnasız... Her seferinde... Aynı sıra ile...

- Süt istiyorum.
- Ilık olsun.
- Ama küçük biberonda.
- Ağzına kadar.

İlk zamanlar, acaba bizim anlamadığımızı mı düşünüyor da her seferinde aynı cümleleri aynı sıra ile usanmadan tekrar ediyor diye düşündük epeyce. "Gerzek gibi mi duruyoruz biz acaba?" şeklinde de düşünülebilir bu soru. Bu eğlendiği bir oyun da diil aslında, tekrar etmekten hoşlandığı bir tekerleme kendince belki de...

Sütten sonra el yıkanıyor, diş fırçalanıyor, burun yıkanıyor, flor sürülüyor, tabi bu arada üst baş şırk oluyor. Baba vinç oluyor, Defne'yi vinç alıyor, odaya gidiliyor.

Ben çekmeceden pijama çıkarıyorum, o illa ki paçaları kısalmış sarı zürafalısını giymek istiyor, yere seriyoruz, önce külot, sonra da pijamasının altını yardımsız giyiyor. Pijama üstüne kafa takılıyor, kol girmiyor, iki tepişiyor, bi ağlıyor. O da giyilince, yatağa tırmanılıyor, fener yakılıyor, oda lambası kısılıyor, o günkü istek listesinde kim varsa anne ya da baba ona kitap okuyor.

Her gece kitap okuyan anneler bilir ne sıkıcıdır aynı hikayeleri tekrar ede ede okumanın, hep aynı sayfalarda aynı sorulara aynı istikrarlı yanıtları vermenin ne olduğunu. Hele ki son dönemde öyle boğucu kitap seçimleri yapmışım ki ben, okurken bile içim daralıyor, sayfa atlıyorum bazen, yakalanıyorum, ceza olarak baştan başlıyorum, falaaan filan. Her gece böyle...




Neyse, kitap diyordum sahi.
Kipitap ile tanıştınız mı siz? Şahane di mi?
Gece kitap ritüelimiz için yeni kitaplarımız ulaştı dün. Paketi açarken ne kadar heyecanlandım anlatamam. Çünkü yeni kitaplar demek benim de yeni bişeyler okurken keyif almam, aldığım oranda keyif vermem, yeni anlatacak anılar, yeni sorulara verilecek yeni cevaplar demek...
.
Hele gelen kitaplardan biri var ki, BURUN, "Defdef'e sevgilerimle" yazmış Yekta Kopan üzerine...
Mest oldum.
Siz de olsanıza...
Blog Widget by LinkWithin